Ömrü kısacık olmasına rağmen baharın en güzel çiçeklerinden biridir mor salkım. Nazlı, hülyalı bir genç kız misali salınır kapı üstlerinde. Bazen de narinliğini örtmek istercesine dolayıverir kollarını bir ağacın ulu gövdesine, ondan destek alarak yükselir tepelerine. Sanırsınız ki o narin dallar adeta olmuş koca bir ağaç, meydan okuyor o kısacık ömrüne. Hele de o ağaç kaza ile bir erguvan ağacı olursa, değmeyin görüntünün keyfine. Erguvanın fuşya rengine mor salkımın eflatuna çalan nazlı çiçekleri inanılmaz bir görsellik sunar size.
Bu yüzden, ben bayılırım İstanbul'un / Boğaz'ın baharına. Dünyada
sadece bize özgü bir ağaç olan erguvan, adeta sihirli bir değnek değmişçesine, fuşya pembesi tomurcuklarla süslediğinde güzelim mavilikleri ve yeşillikleri, tadına doyum olmaz 7 tepeli güzelim şehrimin. Yeşertir umutları baharla birlikte yüreklerde, pembe gözlüklerle baktırır adeta hayata, erguvanlar sayesinde...
Ve ben her bahar içime dolan o coşkuyu, şu kısacık ömürlerine inat büyük bir görsellikle bize sunan çiçeklere bakarak, daha bir zevkle yaşarım. Çünkü onlar her sene ölüme inat aynı güzelliklerle gözümüzü şenlendirmek için açarlar, açarlar ve gene açarlar...
Uzun zamandır yazasım yoktu. Bu güzel resimler içimdeki alevi birden canlandırdı. Sizlerle paylaşmak istedim.


